• Arşivler

  • SAYFALAR

  • META

  • Blog Stats

    • 1,193 hits
  • En Fazla Tıklananlar

    • Hiçbiri
  • VİDEO

  • Kategoriler

  • YORUMLAR

    NURA on SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…
    Lis Indra on HZ.MUHAMMED (s.a.v.) EN GÜZEL…
    Irfan Melodic on SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…
    Islamic Philosophy on SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…
    sahabatmusleem on SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…
  • Popüler Yazılar

    • RSS YOLDAKİ İŞARETLER-SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ- WELCOME-Willkommen-”Dikkat ediniz! kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.السلام عليكم ورحمة الله وبركاته…بســـــم الله

      • SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…WELCOME….
        Posted in Uncategorized
      • HZ.MUHAMMED (s.a.v.) EN GÜZEL ÖRNEKTİR
        Get ISLAMIC-Graphics Posted in Uncategorized
      • KUR’AN DOĞRUYOLA İLETİR
        Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap(Kur’an), takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.(Bakara,2) Hidayet; bu kitabın özü, hidayet; bu kitabın karakteristiği, hidayet; bu kitabın yapısı, hidayet; bu kitabın mahiyeti. Fakat kimin için? Bu kitap kimin için hidayet ve ışık kaynağı? Kimin için rehber, nasihatçı ve gerçeklerin açıklayıcısıdır? Takva sahipleri […]
      • ENGLISHI QURAN TRANSLATİON
        Bismillahirrahmânirrahîm.Esselamü Aleyküm Ve Rahmetüllahi Ve berakatüh. Get ISLAMIC-Graphics “He Who created Death and Life, that He may try which of you is best in deed: and He is the Exalted in Might, Oft-Forgiving;- For those who reject their Lord (and Cherisher) is the Chastisement of Hell: and evil is [...]
      • Oruç ve Takvâ Bilinci
        Allâh Teâla Buyuruyor ki: “Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, ittikâ edersiniz.” (Bakara/183) Mübarek gölgesi üzerimizi her geçen gün daha da kaplayan “rahmet ayı” Ramazan, diğer güzellikleri ve bereketlerinin yanında, öncelikle ve özellikle oruç ibadeti ile bütünleşmiştir. Orucun amacı, anlamı yukarıdaki âyette çok […]
      • “Kur’an’da başörtüsü var mı, yok mu?” tartışmasına dair
        Bir Çinliye yahut Alman’a “Müslüman kadın denince aklınıza ilk gelen şey nedir?” diye sorsanız, “başörtüsü” cevabını alırsınız. Başörtüsü 1400 küsûr yıldır Müslüman kadının alamet-i farikası. Başörtüsü takmayan Müslüman kadınlar da elbette var ve kimse onların Müslümanlığını sorgulayamaz, ama dünyanın neresine giderseniz gidin, kime sorarsanız sorun, M […]
      • Kur’an okuma mazlumu çocuklar
        Çocukların Kur’an okuması, temelde yaş ile sınırlandırılmış, ilköğretimin birinci basamağını bitirmeyen çocuklara Kur’an okumanın ve öğrenmenin kapıları kapanmıştır. Bu kapının kapanması büyük bir mantıksızlık, din ve vicdan özürlüğü açısından mükemmel bir tutarsızlık ya da mantıki tutarsızlık örneğidir. Bu kanunu çıkarttıranlara Allah mantık versin, akl etm […]
      • AMERİKALI GREEN MÜSLÜMAN OLDU
        Almanca kursunda tanıştığı Din Görevlisi Adem Armağan`ın verdiği kitapları merakla okuyan Jeremy Green, İslamiyeti seçti ANSBACH- Alman bir bayanla tanışarak evlenmeye karar veren 24 yaşındaki Amerikalı Jeremy Green, 9 ay önce dünya evine girerek eşi ile birlikte Almanya`nın Ansbach kenti yakınlarında Heilsbronn kasabasına yerleşti. Bir at çiftliğinde seyis […]
      • KURTULUŞA EREN MÜ’MİNLER
        (Yüce Allah’ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederi(Yüce Adem Armağan Bismillâhilazîm ve’l hamdülillâhi alâ dini’l Islâm. (Yüce Allah’ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm [...]
    • SON YAZILAR

    • KATAGORİLER

    • HAKKIN SESLERİ



      Get ISLAMIC-Graphics
      Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...Alem aldatmaksa maksad,aldanan yok,nafile!Kaç hakiki Müslüman gördümse,hep makberdedir; Müslümanlık,bilmem amma,galiba göklerdedir! Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! "Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! Bu ezanlar ki Şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım, Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fıskırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım, O zaman yükselerek arşa değer belki başım! (M.Akif Ersoy)
    • İMAN UĞRUNA

      Volkan gibi lav atmış,ne susmuş ne sönmüşüm. Ben bu iman uğruna çılgınlara dönmüşüm. (N.Fazıl Kısakürek)
      Leyl Sûresi - Antari
    • ENGLISH QUR’AN TRANSLATİONS

      "By the Time, Verily Man is in loss, Except such as have Faith, and do righteous deeds, and (join together) in the mutual enjoining of Truth, and of Patience and Constancy."(Qur'an,103.Time Sura,ASR SÛRESİ )
    • MEVLANADAN ÖĞÜTLER

      Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları: · Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. · Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır. . Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.. . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.. . Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.. · Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
    • ASR SÛRESİ MEALİ

      zwani.com myspace graphic comments
      Myspace Islam Graphics "Asr şahit olsun;insan kesin bir zarardadır;ancak,Allah'a inanıp güvenenler,erdemli ve sorumlu davrananlar;birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır."Kur'ân-ı Kerîm.
    • ETİKET

    • EY KUL KIL NAMAZINI

      Ey Kul kıl namazını, Çekme dünya nazını. Yarın kılarım diyenin Dün kıldık cenaze namazını... "Anladım işi sanat Allah'ı aramakmış,Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış." Necib Fazıl Kısakürek
    • GÜNÜN DUÂSI

      ." Ey Rabbimiz, eğer unutacak ya da yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklemiş olduğun gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü taşıtma, bizi affet, günahlarımızı bağışla, bize merhamet eyle, sen mevlamızsın bizim. Kâfirlere karşı yardım et bize."(Bakara Sûresi,286.Âyet)
    • BİR VECİZE

      "Üç şey vardır ki insanın gönlünü öldürür: Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak." (Malik B. Dinar) "En zor üç şey vardır: Bir sırrı saklamak, Bir yarayı unutmak, Boş zamanı iyi kullanmak" (Şeyh Sadi) LİSTEN TO QUR'AN(KUR'AN DİNLE)
      İnfitar Sûresi (1-19) - Mustafa Galves
    • GÜNÜN HADİSLERİ

      zwani.com myspace graphic comments
      "Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: 'Ben oruçluyum' desin." "Nasihatçi olarak ölüm yeter." "En üstününüz, görüldüklerinde Allah'ın hatırlandığı kimselerdir." Hadis-i Şerif (Hakim). "Ümmetimin (nafile)ibadetlerinin en faziletlisi Kuran-ı Kerim-i Okumaktır."Hz.Muhammed.(s.a.v.) "Dünyada zulme uğrayanlar, kıyamette mutlaka kurtuluşa ulaşacaklardır."Hz.Muhammed (s.a.v.) Siz iffetli (namuslu) olunuz ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Anne babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Hadis-i Şerif (Taberani). Ümmetimin sonlarına doğru, mescidlerini süsleyip te kalplerini harabeye çeviren topluluklar görülür. Onlar, elbisesine verdiği önemi, dinine vermeyecek.Dünyalığı yerindeyse, dinlerine ne olduğuna aldırmayacak. Hadis-i Şerif (Ramuz).
    • YAZARLAR

    • KATEGORİ BULUTU

    • LA İLÂHE İLLALLÂH

    • ALLAH(C.C.)

    • MANZARA

    • LİSTEN TO QUR’AN(KUR’AN VE MEAL DİNLE)

    • ZİYARET DEFTERİ

    SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ…WELCOME….

    HZ.MUHAMMED (s.a.v.) EN GÜZEL ÖRNEKTİR

    KUR’AN DOĞRUYOLA İLETİR

    Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap(Kur’an), takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.(Bakara,2)

    Hidayet; bu kitabın özü, hidayet; bu kitabın karakteristiği, hidayet; bu kitabın yapısı, hidayet; bu kitabın mahiyeti. Fakat kimin için? Bu kitap kimin için hidayet ve ışık kaynağı? Kimin için rehber, nasihatçı ve gerçeklerin açıklayıcısıdır? Takva sahipleri için elbette. Kalbe bu kitaptan yararlanma yeteneği veren özellik, takvadır. Kalbin kilitli kapılarını açarak, bu kitabın içeri girip oradaki rolünü oynamasını sağlayan faktör takvadır. Kalbi, yararlıyı almaya, benimsemeye ve kabul etmeye hazırlayan niteliktir takva.
    Kur’an’dan hidayet bulmak isteyen kimsenin öncelikle ona temiz ve samimi bir kalple yaklaşması, sonra da bu yaklaşımını korkan ve çekinen bir kalble sürdürmesi gereklidir mutlaka. Ayrıca böyle bir kalbin sapıklığa düşmekten ya da sapıklık tuzağına yakalanmaktan da kesinlikle sakınması lâzımdır. İşte ancak o zaman Kur’an, kendisine çekingen, korkulu, saygılı, duyarlı ve faydalanmayı isteyen bir eda ile yaklaşan kalbe sırlarını ve nurlarını aktarır. Bir gün Hz. Ömer, Ubeyy b. Kaab’a takvanın ne olduğunu sordu. Ubeyy b. Kaab da kendisine “Sen hiç dikenli bir yolda yürümedin mi?” diye sordu. Hz. Ömer “Evet, yürüdüm” dedi. Ubeyy b. Kaab “Peki, o durumda ne yaptın?” diye sordu. Hz. Ömer “Paçalarımı sıvadım ve dikenlere takılmamaya özen gösterdim” deyince Ubeyy b. Kaab “İşte takva budur” dedi.
    Evet işte takva hudur. Yani kalp duyarlığı, şuur bilenmişliği, sürekli korku, kesintisiz çekingenlik ve yolun dikenlerinden uzak durma titizliği. Hayat yolunun dikenlerinden; yani arzu ve ihtiras dikenlerinin, istek ve emel dikenlerinin, korku ve vesvese dikenlerinin, boş umut ve asılsız korku (fobi) dikenlerinin ve daha bir çok dikenlerin cirit attığı yol.
    Kaynak:Fizılal-il Kur’an

    LİSTEN TO QUR’AN(KUR’AN VE TÜRKÇE AÇIKLAMASI DİNLE)


    Muhammed Suresi – Abdullah Yücel


    Tekvir Sûresi – Abdussamed

    ENGLISHI QURAN TRANSLATİON

    Bismillahirrahmânirrahîm.Esselamü Aleyküm Ve Rahmetüllahi Ve berakatüh.

    Get ISLAMIC-Graphics
    “He Who created Death and Life, that He may try which of you is best in deed: and He is the Exalted in Might, Oft-Forgiving;-

    For those who reject their Lord (and Cherisher) is the Chastisement of Hell: and evil is (such), destination.

    When they are cast therein, they will hear the (terrible) drawing in of its breath even as it blazes forth,

    Almost bursting with fury: Every time a Group is cast therein, its Keepers will ask, “Did no Warner come to you?”

    They will say: “Yes indeed; a Warner did come to us, but we rejected him and said, ‘Allah never sent down any (Message): ye are nothing but a grave error!”
    They will further say: “Had we but listened or used our intelligence, we should not (now) be among the Companions of the Blazing Fire!”

    They will then confess their sins: but far from Allah’s mercy are the Companions of the Blazing Fire!

    As for those who fear their Lord unseen, for them is Forgiveness and a great Reward.

    And whether ye hide your word or make it known, He certainly has (full) knowledge, of the secrets of (all) hearts.

    Should He not know,- He that created? and He is the Subtle, the Aware.

    It is He Who has made the earth manageable for you, so traverse ye through its tracts and enjoy of the Sustenance which He furnishes: but unto Him is the Resurrection.Do ye feel secure that He Who is in Heaven will not cause you to be swallowed up by the earth when it shakes (as in an earthquake)?

    Or do ye feel secure that He Who is in Heaven will not send against you a violent tornado (with showers of stones), so that ye shall know how (terrible) was My warning?
    But indeed men before them rejected (My warning): then how (terrible) was My punishment (of them)?

    Do they not observe the birds above them, spreading their wings and folding them in? None can uphold them except the Most Gracious: Truly it is He that watches over all things. “

    (67 – The Kingdom,67. Sura 2,6-19,Mülk Suresi.)

    Oruç ve Takvâ Bilinci

    Allâh Teâla Buyuruyor ki:

    “Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, ittikâ edersiniz.” (Bakara/183)

    Mübarek gölgesi üzerimizi her geçen gün daha da kaplayan “rahmet ayı” Ramazan, diğer güzellikleri ve bereketlerinin yanında, öncelikle ve özellikle oruç ibadeti ile bütünleşmiştir.
    Orucun amacı, anlamı yukarıdaki âyette çok açık ifade edilir: İttikâ. İttikâ etmek ya da takvalı olmak; dilimize genelde ‘Allah’tan korkmak’ diye çevrilir. Ayrıca, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek, onun yasaklarını çiğnemekten sakınmak, günah işlemekten ve haramlardan sakınmak anlamı da verilir. Ancak takvâ’nın daha kuşatıcı anlamı, Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşanmaktır.
    “Takvâ” kavramının bu manalarından hareketle diyebiliriz ki; “Oruç ayı” ve “Kur’ân ayı” olan Ramazan; şimdiye kadar ihmal ettiğimiz mümin sorumluluklarımızı hatırlama ve yeniden kuşanma zamanıdır. Ramazan ayında baştan sona bir kez daha okuyacağımız Kur’ân-ı Kerîm ve bir ay boyunca her gün tutacağımız oruç, bize sürekli olarak bu sorumlulukları hatırlatır.
    Oruç; sadece Allah için, O’nun rızasına nail olmak için tutulan hasbi bir ibadettir.
    Oruç tutmak; imsak’tan iftar’a kadar, yani fecrin ışıklarının ilk fark edildiği sahur vaktinden güneşin battığı akşam vaktine kadar yememek, içmemek, cinsel ilişkide bulunmamaktır.
    Oruç; kendini tutmak, arzu ve isteklerini frenlemektir. “Savm”ın da, “imsak”ın da anlamı tutmak’tır.
    Oruç/savm, yalnız Allah rızası için, Allah’ı razı etmek için kendini bazı zevklerden uzak tutmaktır. Mümin insan Allah’tan razı olarak oruç tutarsa, Allah da ondan razı olur.
    Oruç; yalnızca sabahtan akşama kadar aç kalmaktan yani mide orucundan ibaret değildir.
    Oruç; gözüne, kulağına, bakışlarına da hükmetmek; ağzına ve diline de sahip olabilmektir.
    Oruç; elinizle, ayağınızla, tüm vücudunuzla yaptığınız günahlardan, hatalardan, kötülüklerden vazgeçmek; hatta zihinsel planda ve kalp ve gönül olarak da kendinizi kontrol altına almaktır.
    Oruç; tepeden tırnağa bütün bedeninizi, duygularınızı ve ruhunuzu Allah’a râm ettirmektir.
    Oruç; “haz” ve “hız” merkezli bir hayat tarzının egemen olduğu çağımızda fıtrata ve insanlığa yeniden dönmektir. Sadece hazlarını tatmin etmeyi ve bunu en kestirme, en çabuk ve en hızlı şekilde gerçekleştirmeyi esas alan modern hayata isyan etmek, nefse, hevâya ve şeytana “hayır” diyebilmektir.
    Oruç; “nefs-i emmâre”nin esiri olmayıp hazlarını gemlemek ve hızını yavaşlatmaktır.
    Oruç; şeytana, nefse ve hevâya kul olmamaktır; mideye kul olmamaktır; kula kul olmamaktır.
    Oruç; içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları, ins ve cin şeytanlarını zincire vurmaktır.
    Oruç; bir nefis muhasebesidir; hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmektir.
    Oruç; mümin için bir irade ve kararlılık sınavı; bir istikamet ve rota tashihidir.
    Oruç; her türlü tutsaklıktan kurtulup gerçek ve mutlak özgürlüğe kanat çırpmaktır.
    Oruç; hayatımızda yeni bir sayfa açma ve hayatımıza yeni bir yön verme fırsatıdır.

    Geliniz, kardeşlik bilincini yeniden ihya ve inşaya en fazla muhtaç olduğumuz şu süreçte, hep birlikte Ramazan’ın rahmet yağmurunda yıkanalım, orucun ulvi ikliminde arınalım, namaz saflarının birleştirici potasında eriyelim ve kalplerimizi Kur’ân’la yoğurup diriltelim; imanımızı İslam’ımızı yeniden tazeleyelim.
    Bereketinle, rahmetinle, mağfiretinle, kurtuluş muştunla geldin, ey Şehr-i Ramazan!
    Kaynak:Abdullah Yıldız.http://www.habervaktim.com

    “Kur’an’da başörtüsü var mı, yok mu?” tartışmasına dair

    Bir Çinliye yahut Alman’a “Müslüman kadın denince aklınıza ilk gelen şey nedir?” diye sorsanız, “başörtüsü” cevabını alırsınız. Başörtüsü 1400 küsûr yıldır Müslüman kadının alamet-i farikası. Başörtüsü takmayan Müslüman kadınlar da elbette var ve kimse onların Müslümanlığını sorgulayamaz, ama dünyanın neresine giderseniz gidin, kime sorarsanız sorun, Müslüman kadınla başörtüsünün ‘özdeş’ sayıldığını görürsünüz. Hal bu iken, “hoca”lık iddiasındaki bazı densizlerin sanki eski köye yeni adet getirilmiş gibi ‘Bu başörtüsü de nereden çıktı?’ diye sormaları ne büyük maskaralık!

    Hani Milli Şef döneminin hasretiyle yanıp tutuşan “çağdaş yaşam”cı cahiller “Bizim zamanımızda başörtüsü diye bir şey yoktu, dinciler bunu sonradan çıkardı” filan diye konuşup duruyorlar ya… Bu saçma sapan lakırdıların peşine takılmayı kendilerine yakıştıran “hoca”lara yazıklar olsun!

    O “hoca”lardan biri geçenlerde yine Müslüman kadınların başörtülerini çekiştirmiş; hatta, “Kur’an’da da başörtüsü diye, örtünme diye bir şey yok” demiş… Nur Sûresi’nin 31′inci âyetindeki emir? Rasûlullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) bu emirden hareketle vazettiği örtünme şekli? ‘Efendim, âyeti çarpıtıyorsunuz. Sünnet konusu zaten tartışmalı.’ diye kestirip attığını duyar gibi oluyorum!

    Bu tür mülahazalara kulak tıkayabilir, hiç oralı olmayabilirdik. Ne var ki bunlar pek çok Müslüman’ın kafasını karıştırmış bulunuyor. “Nur Sûresi’nin 31′inci ayetinde geçen ‘humur’ kelimesini hep ‘başörtüleri’ diye çeviriyorlar, ama aslında bu kelime sadece ‘örtüler’ demekmiş. Ayette ‘baş’ geçmiyormuş. Sadece vücudun örtülmesi, yani giysi giyilmesi kastediliyormuş” efsanesi hızla yayılıyor…

    Bu efsaneden etkilenenlerin dikkatine:

    Mustafa İslamoğlu hocamızın “gerekçeli meal-tefsir”inde konuyla ilgili nefis bir açıklama var. Birazdan beraber okuyacağız inşaallah. Ama önce, sözkonusu âyetin (Nur/31) konumuzla ilgili kısmını hatırlayalım. Meâlen: “Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, cazibe ve güzelliklerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar, bunun için de, başörtülerini yakalarının üzerine sıkıca tuttursunlar…”

    Tartışma konusuyla ilgili olarak şunları yazıyor İslamoğlu:

    - Humur’un tekil formu olan hımâr, “başörtüsü” demektir. İçkiye de, aklı bürüyüp örttüğü için aynı kökten gelen hamr adı verilmiştir. (…) Bu iki kelimenin buluştuğu nokta “baş”tır. Mesela küfür de “örtmek” anlamına gelir, fakat başa değil kalbe nisbet edildiği için farklı kökten bir kelime kullanılmıştır. “İçinde neden ‘baş’ geçmiyor?” sorusu art niyetli değilse cehalet eseridir. Zira Arapça’da hepsi de başörtüsü olarak kullanılan burka’, nikâb, lifâm, lisâm, nasif, mıkne’a ve cilbâb kelimelerinde de “baş” geçmez. Tıpkı Türkçe’deki yemeni, yaşmak, çit, yazma, bürgü, bürümcek, tülbent, eşarp, atkı ve çar’da geçmediği gibi. Bu örtünün niteliği, boyutları ve kapsamı değişse de, değişmeyen tek özelliği başı örten bir örtü olmasıdır. Dönemin hür kadınlarının öteden beri kullandıkları başörtüsü, baştan aşağı sarkıtılan ve bir parça da süs işlevi gören bir aksesuardı. Bu örtü, elbiselerin yaka hizasında yer alan, göğsü ve takıları gösteren açıklığı (cuyûb) örtmezdi. “Başörtülerini yakalarının üzerine tuttursunlar” ibâresi, açık bırakılan boyun ve gerdanların da kapatılması talimatını içermektedir. (Hayat Kitabı Kur’an / Gerekçeli Meal-Tefsir, Mustafa İslamoğlu. Düşün Yayıncılık, İstanbul 2008. Sayfa: 685)

    Âyetin tefsirinde, tesettür konusundaki başka tartışmalara da değiniyor İslamoğlu. Okumanızı tavsiye ederim.Kaynak:Hakan Albayrak,http://www.timeturk.com

    “Bugün ülkemizde, Müslüman kadın ve kızlara dehşetli bir başörtüsü baskısı yapılmaktadır. Müslümanların temel hakları ve hürriyetleri çiğnenmektedir. Üniversitelerde eşitlik ilkesi ayaklar altına alınmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı niçin bu zulmü protesto etmiyor?”(M.Şevket Eygi)

    Kur’an okuma mazlumu çocuklar

    Çocukların Kur’an okuması, temelde yaş ile sınırlandırılmış, ilköğretimin birinci basamağını bitirmeyen çocuklara Kur’an okumanın ve öğrenmenin kapıları kapanmıştır. Bu kapının kapanması büyük bir mantıksızlık, din ve vicdan özürlüğü açısından mükemmel bir tutarsızlık ya da mantıki tutarsızlık örneğidir.

    Bu kanunu çıkarttıranlara Allah mantık versin, akl etme yeteneklerini güçlendirsin. Devletin derininde öyle kimseler vardır ki, onlara dua edelim, Allah kendilerine selim bir mantık versin, akıl ve fikir versin de toplumu sıkıntıya sokmasınlar… Laiklik ve Anayasa çerçevesinde hem din ve vicdan özürlüğünden söz edeceksiniz, hem de dinin temel Kitabının öğrenilmesine kısıtlama getireceksiniz… Bunlardan biri yanlıştır. Ya laiklikten ve Anayasa’dan din ve vicdan özürlüğü maddelerini çıkarmak gerekir yahut bu engeli kaldırmak gerekir.

    Belli bir çağa kadar Kur’an okumalarına engel olmak, aslında bu çağı geçtikten sonra çocukların hiç Kur’an öğrenmeden ve Kur’ani bir atmosfer teneffüs etmeden yetişmelerini istemekten başka bir şey değildir. Fakat şu hususun altını çizmek gerekiyor: Sizin dışınızdaki bir ailenin çocuklarına Kur’an okutmayı engellemekten size ne? Vicdanlara neden müdahale ediyorsunuz? Vicdanlara müdahale Batılıların eski atalarının metodudur, bu kesin… Bununla Batılıların atalarının ruhlarını şad etmek istiyor olsalar gerektir. Belki de onlarla nesebi bağları bulunmaktadır.

    Bu akl etme ve mantık yeteneğinden yoksun olan kesime, siyasetçilerimizden bir kısmı da maalesef alet olmuşlar ve meşum engeli koymuşlardır. Allah da onların iktidarlarına engel koydu, partileri ile halkımız arasına engel koydu, siyaset sahnesinden ebediyen yok oldular. Bunların bir daha dirilmeleri asla mümkün değildir.

    Bu konuya bir önceki yazımızda değinmiştik. Ancak bunun devamı niteliğinde ki başka bir konuya işaret etmek istiyoruz, bu konu Kur’an okumanın önüne engel koymaktan da önemlidir. Çocukların Kur’an okumalarına engel koymakla, dinine ve Kur’an’ına bağlı olan milletimiz, bu engelin önünde durmamıştır ve durmaz da… Mutlaka çocuklarına Kur’an öğrettirir, Kur’an okutturur, hükümlerini öğretir, onun prensiplerini ezberlettirir, iyi ve ahlaklı bir kuşak yetiştirmek için elinden geleni yapar. Özel hoca tutar, özel olarak ders veren hocalara gönderir, tatil filan dinlemez, okul dönemi dışında özellikle yaz aylarında çocuklarına birincisi kadar önemli kabul ettiği ikinci bir öğretimi verdirir.

    Bu öğretim işte yaz aylarındaki Kur’an öğretimidir. Yaz Kur’an Kursları işte bu çabanın ürünüdür. Bu çaba ve bu inanılmaz gayreti gönülden tebrik etmemek mümkün değildir. Eğer bu gayret olmasaydı, Cumhuriyet kurulduktan sonra bu gün ki kuşaklara Kur’an ve din belki de ulaşamazdı, insanlar perde gerisindeki ülkelerde yaşayan ve bugün dini eğitim-öğretim bakımından çok geri planda olan Orta Avrupa ve Türkî cumhuriyetlerdekinden bir farkı olmayacaktı.

    Ancak, laiklik adına işlenen bu manevi cinayetleri biraz irdelemek yerinde olacaktır. Laiklik din ve vicdan özgürlüğünü her şeyden önce teminat altına alır, dini laikliğe uydurmaya ya da laiklik eksenli bir din oluşturmaya gayret göstermez. Laiklik, bir din nasılsa, onun öyle yaşanmasını teminat altına alır. Bizdeki laiklik bu değildir. Bizdeki laiklik, dini laiklik dinine uydurmaya çalışan ve bunun için baskı oluşturan bir güç odağı olarak görünmüştür ve öyle görünmektedir.

    Kur’an okumanın önündeki engelin temeli işte bu düşünceye dayanmaktadır. Bu düşünce ne yazık ki, toplumumuzda büyük sıkıntılara yol açmakta ve dur durak bilmeyen bir mücadelenin sürdürülmesine sebep olmaktadır. Bu mücadelede ezilen ve en büyük zararı örenler çocuklarımızdır. Çocuklarımız, din ve vicdanın gereği olan Kur’an okumayı eğitim-öğretimini, tahsil zamanında okullarda görseler, tatil yapma noktasında Kur’an öğretimi almayan yahut çocuklarına Kur’an öğretimi verdirme şuuruna erişmeyen babaların çocukları ile eşit duruma gelecekler, çocuklar arasındaki eşitsizlik giderilmiş olacaktır.

    Aslında Kur’an öğrenimi gören çocuklar, yaz tatilini feda ederek, Allah’ın Kutsal kitabı uğruna büyük bir zorluklara katlanan küçük mücahitlerdir. Oysa yaz tatilinde bu çocukların da eğlenmeye, kafalarını dinlendirmeye, eğlenmeye ve yorgunluk atmaya hakları vardır. Çocukları bu haklarından mahrum edenlerin ne derece vicdansız davrandıklarını idrak edebilmeleri için, Allah tarafından kendilerinin vicdan sahibi kılınmasını ve ondan sonra vicdanlarının sızlamasını çok isterdim.

    Okulda Kur’an öğretimi çocukların devlet üzerindeki çok büyük bir hakkıdır. Bu hakkı onlara vermemek ise çok büyük bir zulümdür. Zalimlere ise yardımcı olmak gerekir. Biz bu yazıyı o sebeple kaleme aldık. Hz. Peygamber (SAV) bir hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki : “İster zalim ister mazlum halde olsun, kardeşine yardım et. Mazluma yardımı anladık, fakat zalime nasıl yardım edilebilir? Sorusunu yönelten sahabesine Hz. Peygamber (SAV), onun zulmüne engel olmaktır, buyurdu.” Bu hadis-i şerif kaynaklarda mevcut olup meşhurdur.

    Zalimlere cesaret veren temel unsur, mazlumların ve diğer insanların suskunluğudur. Zalim zulmünü yaptığı zaman alkışlanırsa onun bu yanlıştan döndürülmesi mümkün değildir. Hatta yaptığı işin zulüm olduğunu anlaması da mümkün değildir. O adalet yaptığını sanır. İşte bu yapılan iş de zulme katkıda bulunmak olur.

    Hz. Peygamber’in şu hadisi de meşhurdur: “Hakkın ifade edileceği yerde, susan kimse dilsiz şeytandır.” Hiçbir Müslüman dilsiz şeytan olmamalıdır, hangi alanda olursa olsun, mevkii, rütbesi ne kadar yüksek olursa olsun, yanlış yapanlara karşı cesaretle doğrular ifade edilmeli ve bir neslin mahvolmasının önüne mutlaka geçilmelidir. Unutmamak gerekir ki, İspanya İslam devleti bin yıllık bir hâkimiyet döneminden sonra hâk ile yeksan olmuştur. O devletin yerinde şimdi Hıristiyan Katoliklerin rüzgârları esmektedir. Bizim karşılaştığımız dini engeller, emininiz ki, aynı zihniyetin devamıdır ve İslam inancının bu topraklardan sökülüp atılmasını kesin olarak hedeflemektedir. Yapanlar ister fartında olsun ister olmasın, sonuç budur.

    Bu sebeple, Kur’an öğreniminde en kestirme yol, çocukların Kur’anla, Kur’an öğretimi ile Kuran ahlâkı ile ve Kur’an ilkeleri ile alakasını kesmektir. Devletin bütün kurumlarının Kur’an okumaya sahip çıkması ve çocuklara yapılan bu büyük zulmü, bu üne kadar fark edilmeyen ve bu sebeple irdelenmeyen eşitsizliği bir an önce ortadan kaldırmasını istiyoruz. Bunu istemek ve üzerinde ısrar etmek, vatanın, milletin ve devletin bekasını istemenin gereğidir. Şunu bilmek lazımdır ki, bu topraklardan Kur’ani iman sökülüp atılırsa, ne millet kalır, ne devlet kalır ne de din…Kaynak:Yunus Vehbi Yavuz.http://www.habervaktim.com

    AMERİKALI GREEN MÜSLÜMAN OLDU

    amerikalı green müslüman oldu............

    Almanca kursunda tanıştığı Din Görevlisi Adem Armağan`ın verdiği kitapları merakla okuyan Jeremy Green, İslamiyeti seçti

    ANSBACH- Alman bir bayanla tanışarak evlenmeye karar veren 24 yaşındaki Amerikalı Jeremy Green, 9 ay önce dünya evine girerek eşi ile birlikte Almanya`nın Ansbach kenti yakınlarında Heilsbronn kasabasına yerleşti.

    Bir at çiftliğinde seyis olarak çalıştığını söyleyen Green, Almanca dilini fazla bilmediği için Ansbach Akademisi Almanca dil kurslarına katılarak Almanca öğrenmeye başladı. Sınıfta, iki ay önce görevli olarak Ansbach`a gelen (İGMG) Ansbach, Ayasofya Camii Din Görevlisi Adem Armağan ile tanışarak Green, Armağan`ın verdiği İslamiyetle ilgili İngilizce kitapları okumaya başladı. Müslüman olmaya karar veren Green, Kimsenin tesiri altında kalmadım. İslam dini oldukça mantıklı geldi bana diyerek Müslümanlığı seçtiğini açıkladı. Ayrıca huzuru bulduğuna inandığını söyleyen Green, Çok mutluyum. İslamın şartlarını elimden geldiği kadar yerine getireceğim dedi.

    Muhammed ismini aldı

    Adem Armağan, Amerikalı Jeremy Green`in Müslüman oluş öyküsünü şöyle anlattı: Almanca dil kursunda tanıştık. Kendisi sevecen bir arkadaş. Kendisine `hangi dine mensupsunuz` diye sordum. `Hiçbir dine mensup değilim` dedi. Müslüman ve din dersi öğretmeni olduğumu ve İslami okullarda okuyarak buraya görevli geldiğini anlattım. İslamiyetle ilgili İngilizce kitap versem okurmusunuz dedim. Teşekkür ederek kitabı bir ayda okuduğunu çok etkilendiğini söyledi. Muhammed ikinci bir kitap istedi ve Peygamber Efendimizin hayatı ile ilgili hadisi şerif kitabını da okumaya başladı. Daha sonra Müslüman olmaya karar verdiğini söyleyerek. Kendi isteği üzerine Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu. Din görevlisi Adem Armağan ise Muhammed adını alan Amerikalı vatandaşa İngilizce mealli Kur-an`ı Kerim hediye etti.www.haber5com

    KURTULUŞA EREN MÜ’MİNLER


    adem.jpg

    (Yüce Allah’ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederi(Yüce

    Adem Armağan

    Bismillâhilazîm ve’l hamdülillâhi alâ dini’l Islâm.
    (Yüce Allah’ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederim
    أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا

    Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı ? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi vardır ? (Muhammed 47/24)

    Bu Kur’an, kendisi ile insanları uyarasın ve müminlere öğüt veresin diye sana indirilen bir kitaptır. O halde bu görevi yaparken sakın ruhun sıkılmasın. (A´raf-2)“Mü’minler kurtuluşa, mutluluğa ermişlerdir.

    Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.

    Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler.

    Onlar ki, zekâtı aksatmaksızın, tam olarak verirler.

    Onlar ki; edep yerlerini sakınırlar.

    Onlar yalnız eşleri ve cariyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Bu iki durumda ayıplanmaları sözkonusu değildir.

    Bunların ötesine geçmek isteyenler, yasal sınırı aşmış olurlar.

    Onlar ki, uhdelerine verilen emanetleri korurlar ve sözlerini tutarlar.

    Onlar ki, namazlarını aksatmaksızın kılarlar.

    İşte onlar “varis “lerdir.

    Yani “`Firdevs” cennetinin mirasçılarıdırlar, sürekli olarak orada kalacaklardır.”(Mü’minun Suresi,1-11.Ayet.)

    Bu gerçek bir vaaddir. Daha doğrusu mü’minlerin kurtuluşa erdiklerine ilişkin pekiştirilmiş bir karardır. Bu Allah’ın verdiği bir sözdür ve Allah sözünden dönmez. Bu Allah’ın verdiği bir karardır, bu kararı hiç kimse geri çeviremez. Hem dünya hem ahiret kurtuluşu… Mü’min ferdin ve mü’min toplumun kurtuluşu… Mü’minin kalbi ile hissettiği, pratik hayatında doğruluğunun kanıtlarını gözlemlediği kurtuluşu… Bu kurtuluş insanların bildiği tüm anlamları içerir, bunun yanında yüce Allah’ın sadece mü’min kullarına özgü kıldığı ama diğer insanların bilmediği anlamları da içerir.
    “Onlar ki, huşu içinde namaz kılarlar.” Kalpleri namazda, Allah’ın huzurunda bulunmanın heybeti ile titrer. Bu yüzden durulur ve derinden ürperir. Bu ürperti oradan organlara, duygu ve hareketlere yansır. Allah’ın huzurunda O’nun ululuğuna bürünür ruhları. Zihinlerini kurcalayan tüm uğraşlar kaybolur. Allah’ın ululuğunun bilincine vardıkları onunla konuşmanın verdiği huzuru hissettikleri için başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu kutsal huzurdayken, çevrelerinde bulunan, âkıllarında yereden her şey bir kenara çekilir, kaybolur. Allah’dan başkasını görmezler. Sadece O’nu hissederler. Ancak namazdaki sözlerin anlamlarından zevk alırlar. Vicdanları her türlü kirden arınır. Her türlü leke silinir gider. Allah’ın ululuğu karşısında bunun dışında hiçbir şey barınmaz içlerinde. İşte bu noktada boşlukta yüzen zerre, ana kaynağı ile buluşur. Şaşkın ruh yolunu bulur, ürkek kalp sığınağını tanır. Bu anda Allah’a bağlanamayan bütün değerler, eşyalar ve şahıslar küçülür gider.

    “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler.” Boş sözlerden, boş hareketlerden, boş ilgi ve düşüncelerden kaçınırlar. Çünkü mü’minin kalbini boş şeylerden, oyun ve eğlenceden, gereksiz ve yakışıksız şeylerden alıkoyan uğraşları vardır. Allah ı anmak, O’nun ululuğunu tasavvur etmek, O’nun iç ve dış alemde yeralan ayetlerini kavramaya çalışmak gibi uğraşları vardır.
    Evrensel sahnelerin herbiri, insan aklını bütünüyle kaplayacak niteliktedir. İnsanın düşüncesini uğraştıracak, vicdanını harekete geçirecek özelliktedir. Sonra, mü’minin kalbinin inancın yükümlülükleri gibi uğraşıları da var. Kalbi arındırmak, ruhu ve vicdanı temizlemek gibi uğraşıları vardır. Hayat tarzında yerine getirmesi gereken sorumlulukları, imanın öngördüğü yüce hayat düzeyini koruma çabaları vardır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, toplumsal hayatı bozulmaktan ve sapıklıktan korumak gibi yükümlülükleri vardır.İnancını korumak, zafere ulaştırmak ve her zaman üstün tutmak için cihad etmek, düşmanların komplolarına karşı gece gündüz uyanık bulunmak gibi görevleri vardır… Bunlar hiçbir zaman bitmeyen, sonu gelmeyen sorumluluklardır. Mü’min bunları görmezlikten gelemez, kendini bunlara karşı sorumsuz sayamaz. Bunların hepsi de farzdır, ya farz-ı ayn ya da farz-ı kifayedir. Bütün bu görev ve yükümlülükler insanın tüm emeğini, tüm ömrünü kaplayacak yeterliliktedir.
    İnsanın gücü, enerjisi sınırlıdır.. Bu güç ve enerji ya insan hayatını iyileştiren, geliştirip kalkındıran bir yönde harcanacak ya da gereksiz şeyler uğruna, boşu boşuna, oyun ve eğlence için harcanacaktır. Oysa mü’min inancının gereği olarak bu enerjiyi yapıcı bir amaçla dünyanın kalkınma ve ıslahı için harcamak zorundadır.
    “Onlar ki, namazlarını aksatmaksızın kılarlar.” Tembellikten dolayı namazlarını geçirmezler, namazı kılma konusunda ihmalkâr davranmazlar. Nasıl kılınması gerekiyorsa öyle kılarlar, namazı kısaltmazlar. Tam vaktinde, farzıyla, sünnetiyle, eksiksiz kılarlar. Bütün kuralları, bütün hareketleri yerine getirirler. Canlı ve gönüllerini bütünüyle namazın anlamı ile doldurarak kılarlar. Bu duygu ile vicdanları harékete geçer. Namaz; kalp ile Rabb arasında bir bağdır. Bu bağı korumayan birisinin, vicdanın doğruluğundan kaynaklanan bir duyguyla kendisi ile insanlar arasındaki bağları gerçek anlamda koruması beklenemez. Mü’minlerin nitelikleri namazla başlayıp namazla bitiyor. Bu da namazın iman binasındaki önemli yerini göstermektedir. Çünkü namaz Allah’a ibadetin, o’na yönelişin en büyük ve eksiksiz şeklidir.
    Bu özellikler, kurtuldukları tescil edilen mü’minlerin kişiliklerini belirlemektedir. Bu özellikler, mü’min kitlenin özelliklerinin ve hayat türünün belirlenmesinde etkin rol oynarlar. Bu özelliklere sahip mü’min kitlenin hayatı, erdemli ve yüce Allah’ın onurlandırıp kemal aşamalarından geçmesini istediği insana yakışır bir hayattır. Yüce Allah insanların hayvanlar gibi yaşamalarını, onlar gibi yiyip eğlenmelerini istememiştir.İnsanoğlu için planlanan tam olgunluk düzeyi bu dünya hayatında gerçekleşmediği için yüce Allah, yollarından sapmadan hareket eden mü’minlerin kendileri için takdir edilen hedefe firdevs cennetinde ulaşmalarını dilemiştir.
    “Onlar namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir. İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.”
    (Meâric Suresi, 34-35,Ayet Meali)Namaz, islamın şartı ve imanın ‘belirtisi olmasının yanısıra, Allah’la iletişim kurmanın, bu sonsuz kaynaktan güç almanın aracıdır. Rabblık ve kulluk makamlarının açık ve belirgin olarak birbirlerinden kesin çizgilerle àyrıldığı katışıksız kulluğun görüntüsüdür. “Onlar ki, namazlarına devam ederler.” ayeti ile özellikle vurgulanan süreklilik niteliği, istikrar ve devamlılık ifade etmektedir.Şu halde onların kıldığı namaz, terk etmek, ihmal etmek veya tembellik göstermekle kesintiye uğramaz. Namaz, Allah’la kurulan kesintisiz bir iletişimdir, sürekli bir bağdır. Peygamber Efendimiz bir ibadete başladığı zaman artık devamlı o ibadeti yapardı. Şöyle diyordu Peygamberimiz: “Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa sürekli olanıdır.” (Altı sahih hadis kitabında yer alan bu hadis Hz. Aişe`den rivayet edilmiştir.) Kuşkusuz vurgulanmak istenen kararlılık, istikrar ve Allah’la iletişim halini kesintisiz sürdürmedir. Bu iletişimin saygınlığına da bu yaraşır zaten. Çünkü bu iletişim, istendiğinde kurulan, istendiğinde koparılan bir oyuncak değildir.

    “Namazlarını korurlar.”İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.”(Mearic,35)
    Bu, başlangıçta vurgulanan namaza devam etmekten ayrı bir sıfattır. Bu sıfat, namazları vaktinde, farzını, sünnetini gözeterek, şekil ve ruhuna bağlı kalarak kılmakla gerçekleşir. İhmal ederek veya tembellik göstererek namazlarını kaçırmazlar. Normal şeklini gözetmeden kılmak suretiyle de namazlarını kaçırmazlar. Hem başta hem de sonda namazdan sözedilmesi namazın önemine ve namaza gösterilen özene bir işaret niteliğindedir. Bununla müminlerin karakteristik özellikleri son buluyor.
    Ayetlerin akışının geldiği bu noktada, insanlar arasında yer alan bu grubun akıbeti açıklanıyor. Nitekim bundan önce de öteki grubun akıbeti açıklanmıştı: “İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.”

    Bu kısacık ayet-i kerime somut ve soyut nimet türlerini bir arada anıyor. Buna göre onlar cennetlere girerler. Bu cennetlerde saygıyla ağırlanırlar. Nimetin ve saygıyla ağırlanmanın zevkini birlikte tadarlar. Hiç kuşkusuz bu, müminleri ayrıcalıklı kılan saygın ahlakın ödülüdür.

    Ardından surenin akışı, Mekke’deki islama davet hareketinin sahnelerinden birini sunuyor. Burada müşrikler hızlı adımlarla Hz. Peygamberin Kur’an okuduğu yere doğru yürüyorlar. Sonra etrafında gruplar oluşturuyorlar. Ayet-i kerime, onların bu koşuşmalarında ve toplanmalarında dinledikleri ile doğru yolu bulma isteği olmadığı için onları kınayıcı bir ifade tarzına sahiptir:Kaynak:Fi-Zılalil Kur’an

    LÜTFEN, ZİYARET DEFTERİNE YORUM YAZINIZ.YİNE BEKLERİZ…

    VELCOME, PLEASE, COMMENT WRİTE HERE…